KAYSERİ FIKRALARI
1-Alışveriş için İstanbul’dan Kayseri’ye gelen Musevi iş adamı Simon, Tüccar Mehmet Ağanın evine misafir olur. Kayseri’de kaldığı süreyi Mehmet Ağanın evinde geçiren Simon’un gözü bir ara evin köşesindeki kediye yiyecek konan değerli  bir antika tabağa takılır.
Simon kendi kendine:
-Yahu şu Kayserilinin bilgisizliğine bak. Değerli antika tabağının kıymetini bilememiş olacak ki, bu tabakla  sokak kedisine yemek veriyor.
Aklınca hemen kendi kendine tabağı elde etme planı yapar. Antika tabağı Mehmet Ağadan doğrudan doğruya istemenin yanlış olacağını düşünür. Önce  sokak kedisini alayım, sonra yiyecek koyma bahanesiyle tabağı da beraberinde isteyim der. Simon sabah kahvaltısını yapıp İstanbul’a doğru yola koyulacağı sırada:
- Beslediğin şu ev kedisi ne kadar güzel ve cins bir kediymiş, hoşuma gitti bu hayvancağızı bana satar mısın?
Kayserili sözüm ona gönülsüz bir eda ile:
-Mademki hoşuna gitti, seni kıracak değilim ya, satayım.
Amacı sünepe kediden ziyade antika tabağa sahip olmak  olan, Simon:
İstanbul’da cam ve porselen tabakla bu hayvancağıza yiyecek verirsem belki gözleri bozulur, şu tabağını da sar da beraberinde götüreyim deyince, Kayserili zeka oyununu kazanmanın gururu ile:
-Simon Efendi Simon Efendi , bugüne kadar kaç kedi sattımsa bu antika tabağın sayesinde sattım.
Antika tabağa sahip olma hayali kursağında kalan Simon, köşeyi döndükten sonra sünepe kediyi sokağa bırakır ve Kayserilinin para kazanmadaki hünerini ve zekasını takdir eder.     (Mevlüt Mürsel UZUN)
2-FABRİKANIN SAHİBİ DE...
Kayserilinin biri iş için Amerika’ya gitmiş. Hazır buraya kadar gelmişken, uzun yıllardır görmediği ve Amerika’da yaşayan arkadaşımı da ziyaret edeyim demiş ve yanına gitmiş. Başlamışlar sohbete. Bizim Kayserili Amerika’da yaşayan arkadaşına sormuş:
-“Eee ne yapıyorsun, ne işle meşgulsün buralarda ?”
Arkadaşı:
-“Abi şu görmüş olduğun fabrikanın genel müdürüyüm ben” diyerek övünmüş.
Kayserili:
-“Yazıklar olsun sana” demiş.
Arkadaşı şaşırmış.
-Neden ?
Kayserili.
-Bunca yıldır Amerika’dasın fabrikanın sahibi olamadın mı  daha ?
Arkadaşı:
-Sorma abi ya
Kayserili:
-Neden ?
Arkadaşı:
-Fabrikanın sahibi de Kayserili. (Ramazan AKGÜNDÜZ)
3-DOĞRAMASINI BİLMEYENİN
Yolda yemek için yanına aldığı pastırmayı çaldıran Kayserili, hayli
hiddetlenir .Onun “of, puff” diye sıkıntısını anlayan hemşehrisi, “Kendisine  bu kadar dert etme.” diyerek onu teselli etmeye çalışır:
-Bir parça pastırmayı çaldırdığına bu kadar hayıflanmanın bir anlamı yok. Boş ver , gel bendekini beraber yeriz.
Yol arkadaşı, pastırmayı çaldırdığına bu kadar hayıflanmadığını belirterek durumu izah eder:
-Adamın çaldığına yanmıyorum, pastırma doğramasını bilmeyen bir adamın eline geçmişse diye ona üzülüyorum, demiş. (Selda DENİZ)
4-KURNAZ YAHUDİ’NİN MARİFETİ
Bir gün Yahudi , pazara bir topal eşek getirir. Ancak eşeğin
doğuştan sakat olduğunu belirtmek içinde nalını ters çakar ve satacağı müşterilerine, nalın ters olduğu için hayvanın aksadığını söyler. Eşeği pazarda bir Kayserili alır. Pazarlık bitip para ve eşek yeni sahiplerini bulunca Yahudi Kayseriliye takılır:
-Kayserili, hani kurnazdınız? Bak, sana sattığım eşek nalından dolayı aksamıyor. Hayvan aslında sakattı. Seni aldattım.
Kayserili güler. Ve cevabını kondurur:
-Var git işine Yahudi. Benim de sana verdiğim paralar sahte idi.
(Selda DENİZ )
5-KAYMAKAM VE ALEYLİLİLER
1960’lı yıllar. Bünyan Kaymakamı, Belediye Fen Memuru Hayrettin Soylu ve Şoför Cemal Dağaşan köylere bir gezi yaparlar.
Program gereği akşamüzeri Aleyli Köyü’ne uğrarlar. Muhtar, ihtiyar heyeti ve köylülerle köyün meseleleri üzerine sohbetten sonra vedalaşarak köyden ayrılırlar. Şoför Cemal stabilize köy yolunda yolu şaşırır ve tekrar Aleyli’ye döner. Kaymakamın otosunu gören köy bekçisi hemen koşar ve :
-Hayırdır Kaymakam Bey, bir şey mi unuttunuz ? der
Bozuntuya vermeden kaymakam, şoföre hemen devam etmesini söyler. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra gece karanlığında yine bir köye girerler. Oradaki bir evden köyün ismini öğrenirler. Tabii ki yine Aleyli’ye gelmişler. Buna sinirlenen kaymakam silahını çeker ve şoförüne namluyu çevirir:
-Bak Cemal, silahımda tam üç mermi var. Şayet bir daha bu köye dönersen, Aleyli adını ağzına alırsan önce seni, sonra Hayrettin’i öldürürüm. Son kurşunu da şakağıma sıkar kendimi öldürürüm.
Daha da siniri geçmeyen kaymakam köye doğru döner ve bağırarak şöyle der:
-Ulan Aleylililer, mıknatısınız mı  var ulan, ikide bir bizi köye çekip duruyorsunuz.?   (Ali CENGİZ)
6-BEYİNSİZ
Adı Mahmut, lakabına Beyinsiz Mahmut derler. Gündüzleri inşaatta
çalışır duvar örermiş. Geceleri ise sürekli içer, sabah kalkar işine gidermiş. Gün boyunca da kolay kolay ayılamazmış. Yine inşaat alır, binanın taş duvarlarını örmeye başlar. Birinci gün pencere seviyesine gelirler. Birkaç gün duvar örme işi devam eder. Tabii bu arada eve girip çıkacak kapıyı koymayı unuturlar. Öğle paydosu verirler, yemek yenecek, dışarı çıkmak isterler. Ama çıkacak kapı yok. Başlarlar gülmeye:
- Ulan sana beyinsiz dedikleri kadar varmış. Beyinsiz olduğunu biliyorduk ama bu kadar beyinsiz olduğunu bilmiyorduk. (Abdulkadir KOÇ)
7-YE YE YE YEDİ
Bir köyde üç arkadaş askerlik yoklamasında Kayseri Hava İndirme Alayına komando olarak yazılmak isterler. Bunları yetiştirmek için aynı yere almışlar.  Az bir yükseklikten paraşütle atlama taliminde komutan bu üç askere der ki:
-Oğlum uçaktan atlar atlamaz paraşütün düğmesine sakın basmayın içinizden ona kadar sayın ondan sonra düğmeye basın.
Bunlar talimde öğrendiler ya bu sayı sayma işini, sıra normal inişe gelince de uçaktan atlayınca sayı saymaya başlarlar ama birisi yere çakılır.
Komutan askerlere der ki:
-Gidin bakın bu askerimiz niçin yere çakıldı?
Askerin yanına arkadaşları gelirler ki asker hala:
-  Ye ye ye ye yedi , demektedir. (Yaşar ACAR) –
8-Padişahın biri,

-'Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!' demiş.

Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
''Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.''
''Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir
yavru. Kaptı mı götürür tabii!..''
''Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..''
''Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da
pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral
odur tabii!..''
''Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!''
''Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda
yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.''

Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha
bu yalandır dedirtememiş.

Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;
''Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın
almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan
değil dersen borcunu öde!..''